Taraklı Belediye Başkanı- Tacettin Özkaraman
2965 kez okundu

Pdf Olarak İndir


.H.Kurşun- Teknik Elemanlar Derneği olarak planlama kampımızı yapmak için buradayız. Birkaç gün öncesine kadar dernek olarak planlama kampını yapacak bir mekân arıyorduk; tevafuk Taraklı Termal Tesisleri’nden arayıp tesislerini görmemiz için bizi davet ettiler. Biz de bu davete icabet ettik ve buradayız. Öncelikle makamınıza kabul ettiğiniz ve bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz.

T.Özkaraman- Biz de size teşekkür ediyoruz. Dün akşam hava da biraz soğuktu, erken kış diyelim, sonbahar da değil. Soğuğun birdenbire ve hazırlıksız yakaladığı bir dönem, inşallah üşümemişsinizdir, rahatsız olmamışsınızdır.


F.Kafalı- Kaldığımız yer o kadar güzeldi ki üşüyüp üşümediğimizin farkında bile değiliz diyebilirim.

T.Özkaraman- Bölgemizin en güzel konağında kalmışsınız.


F.Kafalı-Başkanım, dergimizin bu sayısında dönüşümü konu ediniyoruz. Hızla dönüşen şehirlerimizin yanında sakin kalmayı beceren bir şehri ve o şehrin ahalisini yakından görmek istedik.

T.Özkaraman-Hoşgeldiniz.


F.Kafalı- Şehirler insanların dönüşümüne sebep oluyor.Kentsel dönüşüm dendiğinde ise deprem merkezli bir kentsel yenilenmeden bahsediliyor.Kenti yenilemeden ziyade, bina yenileniyor aslında ve çözüm olarak da emsal artırımından bahsediliyor.Kentsel dönüşüm hadisesi bir realite olarak önümüzde dururken “Sakin Şehir” kavramının dillendirilmesinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.Nedir sakin şehir?Sakin şehir olabilmek için neler yapmak gerekir?Hazır buraya gelmişken Taraklı özelinde bunu size soralım istedik, öncelikle sakin şehir olma fikri nereden çıktı?

T.Özkaraman-Sakin şehir sorusuna cevaptan önce, son yıllarda hızla artanve bana hayli yanlış gelen bir durum var: Büyükşehirler,insanımız için çok büyük oranda cazip hâle getirildi. Kentsel dönüşüm deprem için çok çok elzem bir şey, hele hele bizim gibi 1999’daki Marmara depremini yaşayan bir şehirseniz, hayati bir müdahaledir.Gerçi Taraklı ilçesi olarak bu depremden pek etkilenmedik;tabiiAdapazarı’na yardım amacıyla gittik, oradaki mağdur halkımızın büyük üzüntülerine, sıkıntılarınaşahit olduk, biz de o sıkıntıları yaşadık.Şehirler yalnızca binalardan, somut şeylerden ibaret değil, bununbir de kültürel tarafı var.Ben, bir şehir kurulurken sadece şehir plancısının, mimarın, mühendisin yeterli olamayacağını, sosyologların, psikologların ve farklı konulardaki ilim adamlarının da oraya müdahil olması gerektiğini düşünen biriyim. Türkiye’deki aşırı göç olgusu büyükşehirlerin bir rant merkezi olmasına ve acımasız bir kapitalizmin orada hortlamasına vesile oluyor.Bütün her şeyden, kültürden falan baskın hâle geliyor. Göç, insanların kültürleriyle, genetikleriyle, her şeyiyle oynuyor ve bu yüden bugün önüne geçemediğimiz birçok şeyle, mesela asayişle ilgili birtakım sıkıntılar yaşıyoruz.Şöyle bir şey duymuştum –kaynağını şu annet olarak hatırlamıyorum-: Amerika’da yeni kurulan yerleşim yerleri 5 bin nüfusla sınırlı tutuluyor.


F.Kafalı-Turgut (Cansever) hocanın “galaksi şehirler” dediği şey…

T.Özkaraman- Otokontrol sisteminin olduğu, dolayısıyla insanlar birbirilerini tanıdığı için sosyal ve ikili ilişkilerin çok daha fazla geliştiği bir şehirleşme…Ne yazık ki ülkemizdeki uygulamalar bunun tersi yönündedir. Biz şimdi Taraklı ölçeğine dönersek Taraklı, 3 bin nüfuslu bir yer…“Cittaslow” yahut“Slow City” diye geçiyor; ama ben, Cittaslow ismini kullanmak istiyorum.Çünkü bu fikir, yani bu akım İtalya’da başladı, bu nedenle kavramın İtalyancasınınkullanılması gerektiğini düşünüyorum.Dünya hızla ilerleyen bir küreselleşme ve o küreselleşmenin getirdiği kültür emperyalizmiyle karşı karşıyadır. Yemeğe çok düşkün olan ama yemek kültürü pizza ve spagettiden ibaret olan ve kesinlikle bizim mutfağımız kadar zengin bir mutfağı olmayan İtalyanların İspanyol merdivenlerinde başlayan bir tepki hareketidir Cittaslow.McDonalds türü bir fastfood açılacağı zaman İtalyanlar toplanıp buna karşı çıkıyorlar ve yavaş yemek kültürlerini korumak istiyorlar. Önce slowfood-yavaş yemek olarak başlıyor; fakat daha sonra diyorlar ki ya biz sadece yemek kültürümüzü değil, bütün kültürel değerlerimizi de korumalıyız. Böylece Cittaslow akımı başlıyor.Türkiye’de ilk olarak İzmir’in Seferihisar ilçesi buraya üye oldu.Bizim Taraklı’daki restorasyon çalışmalarını beraber yürüttüğümüz mimar arkadaşımız Çetin Öztürk’ündedikkatini çekmiş bu söylem.Medyadanda işitmeye başlayınca etraflıca bir araştırma yaptık.İzmir Seferihisar’a giderek belediye başkanı Tunç Bey’le görüştük, konuyla ilgili bilgi aldık ve ardından biz de müracaatımızı yaptık. Şimdilerde kriterler biraz daha çoğaldı, o zaman 7 ana başlık altında 59 tane kriter vardı; bu kriterlerin neredeyse tamamı bizim zaten Taraklı için yapmayı düşündüğümüz, hedeflediğimiz işlerdi. Bizimle beraber Muğla Akyaka, Çanakkale Gökçeada -ki benim öğretmen okulunu bitirdiğim yerdir-, Aydın Yenipazar dabaşvuruda bulundu.Dördümüzün de onaylanmasıyla birlikte ilk etapta 5 şehir olduk.Bizden sonra Kırklareli, Rize, Ordu Perşembe ve Isparta Yalvaç da dâhil oldu.Şu anda en son Halfeti aday, hatta bu ekim ayı içerisinde orada da bir toplantı yapılacak. Çok sayıda da müracaatın olduğunu duyuyoruz; fakat şöyle bir beklenti var:Müracaat eden yerler genelde sanayileşmenin olmadığı, bu sebeple insanların dışarıya göç ettiği ve sürekli kan ve nüfus kaybeden yerler; Onlar Cittaslow’la bir tanınma ve turizm hareketi sağlayarak ayakta kalabileceklerini düşünüyorlar. Bizim müracaat ettiğimizde böyle bir beklentimiz yoktu, çünkü bizde “Mümkünlü” reklamları tam o sıra başlamıştı. Türkiye’de yeterince gündeme gelmiş ve bu reklamların medyadaki diğer haber yansımalarıyla bayağı bir adımızı duyurmuştuk zaten. Yine istihdamın sağlanması ve turizmin artması açısından da termal yatırımı başlamıştı. Termal yatırımı derken Taraklı’nın merkez nüfusu 3 bin, termalin ikinci etabı tamamlandığında 7 bin kişi olacak, yani Taraklı’yı tam anlamında dolduracak bir kapasite demektir bu. Onun için bizim Cittaslow’dan beklentilerimiz diğer üyelerin beklentileri gibi değildi. Bizim için önemli olan düşünce, kendi kültürümüzün, yani geleneksel kültürümüzün korunmasıydı.Bunun yanında yöresel mimarinin korunmasıydı ki son dönemyöresel mimarinin korunması adınaTaraklı’da restorasyon çalışmalarına hız verdik. Şu anda yönetmeliğin iptalinden kaynaklanan bir boşluk var.Yönetmelik çıktığında FenerliEv gibi çok önemli bir yapı restore edilip geleneksel el sanatlarınınyapıldığı bir merkez ve müze hâline getirilecek.Yöresel mimarinin korunması ve geleneksel el sanatlarının yaşatılması için çarşının büyük kısmını, bu güzergâh üzerinde çok önemli bir yer tutan Hacı Atıf Hanı’nı ve konakları restore ettik. Yöresel mimari örneklerimizin gün yüzüne çıkartılması ile birlikte,bu değerlerimizin turizme de açılmasını sağladık.Bundan sonra restorasyon çalışmalarına daha da hız vereceğiz.Bunun yanında özgün üretimlerin, işte erişte, tarhana, bulgur, kaşık üretimi, geleneksel bez dokuması, ferforje, tarak gibi eskiden beri üretilen ürünlerin, yaşatılan el sanatlarının aynı şekilde yarına ulaşmasına gayret ediyoruz.


F.Kafalı- Bunun için de eğitim gerekiyor tabii.

T.Özkaraman- Tabii geçmişte üniversitelerle birlikte bir eğitim çalışması yaptık, bundan sonra yine devam edecek.


L.Duman-Bunun bir standardı var mı, yani sizin yörede üretilen bir ürünün başka bir yörede üretilmişiyle kıyaslandığında işte bu Taraklı’nın ürünüdür denecek bir standardınız var mı?

.T.Özkaraman- Şimdi, o standarttan önce daha büyük bir tehlike veya sıkıntımız var o da şu:Taraklı’daki tezgâhlarabaktığınızda Taraklı’da üretilmeyen ürünlerinTaraklı’da üretilen ürünlerden daha fazla yer kapladığına,Taraklı’da üretilenlerin ise çok azınlıkta kaldığınaşahit olursunuz. Bugün hemen hemen her yerde bu tehlikeyi görebilirsiniz.Konya’ya, Mevlâna Türbesi’ne gittiğimde de oradaki hediyelik eşya satılandükkânlarda semazen bibloları gördüm.Semazen biblosu, ancak gözleri çekik çekik, niye öyle olduğunu sorduğumda bana bibloların Çin’den geldiğini söylediler. Yine bir ara medyada okumuştum, Çanakkale’deki şehitlikler restore edildiğinde oraya hızlı bir ziyaretçi akını başlamış ve turistik ürünlerin satışı hızlanmış. Çanakkale deyince akla ilk Seyit Onbaşı ve onun, 250 kiloluk top mermisini sırtına alması geliyor. Seyit Onbaşı’nın biblosunu yapmışlar, sırtında 250 kiloluk top mermisi; ama üstünde smokin boynunda da papyon var. Meğerse onu da Çinliler üretip gönderiyor, ticari bir meta olarak şöyle düşünüyorlar: Bu adam,Türkler için çok önemli biri, çok önemli biriyse biz bu adamı çok güzel giysiler içinde yapalım. Tabii kültür ve bakış farklılığı var. Dükkân sahiplerikira ödüyor, devlete vergi veriyor dolayısıyla daha çok ekonomik olarak bakıyorlar olaya.Bizim, önümüzdeki dönem için bu tür malları üreten veya sadece pazarlayanlar için belediye olarak ücretsiz yer tahsisi yapmak gibi bir düşüncemiz var. Belediyenin geçici olarak tahsis ettiği bu yerlerde geleneksel ürünleri üretip satanları aynı zamanda vergilerden de muaf tutacağız ve böyleceyöresel değerlerimize sahip çıkan insanlarımızadestek sağlayacağız.Yabancı bir ürün satıldığı vakit ise oradan desteğimizi keseceğiz.Bu işi yapanlardan yer kirası ve vergiyi muaf tutarak kendi ürettiği ürünleri ya da ilçede üretilen ürünlerin pazarlanmasını cazip hâle getirmeyi düşünüyoruz.Şunu da unutmamak gerek, burada üretilen gerek ahşap gerek ferforje gerekse dokuma ürünlerin,yoğun emek harcandığı için maliyeti de çok fazla oluyor.Bu nedenlepazarlamayla ilgili birtakım problemler yaşanabiliyor. Onun için bu ürünleri mevcut şekliyle değil de daha çok küçük ürünler hâlinde tasarlamayı ve fiyatları alıcıyı çok fazla zorlamayacak bir seviyeyeindirmeyi düşünüyoruz. Yine sakin şehir içinde çevreyle ilgili kriterler var. İlk etapta içme suyumuzu kesintisiz 24 saat vermeyi ve içme suyu kalitesini de dünya standartları ölçüsüne getirmeyi hedefliyoruz. Bu kapsamda depomuzu ve içme suyu hattımızın tamamını yeniledik, isale hattı da bitmek üzere ve yine kanalizasyonla ilgili çalışmalarımız devam ediyor.


İ.Taşdemir-Kriterlerden söz açılınca mesela bu 7 ana başlıkta 59 kriteri sağlamak uzun soluklu bir süreç gerektiriyor.Siz Cittaslow'a kaç yılında başvurdunuz ve bu 7 ana başlığın ve 59 kriterin kaçı sizde mevcut?

T.Özkaraman- İlk kez 2010’da görüşmelere başladık, dosyamızı hazırladık, bir yıllık bir süreçten sonra 2011 yılında dosyamız kabul edildi. Dosya hazırlarken zaten her kriterle ilgili tek tek açıklama yapıyorsunuz, her kriter için hangi noktada olduğunuzu, o kriteri gerçekleştirmek için bugüne kadar neler yaptığınızı, bundan sonraki takviminizi veo hedefe ne zaman ulaşacağınızı belgelendiriyorsunuz. Tabii biz restorasyon, geleneksel üretim ve kadınların sosyal hayata katılması  konularında çok çok iyi durumdayız, ama çevre ve altyapıyla ilgili hâlâ işin yüzde 20’lik 30’luk kısmını tamamladık. İçme suyunu bitirdik; ama kanalizasyon projesi yeni onaylandı, arıtma yeriyle ilgili ihale de bitmek üzere.Yine çöpayrıştırma ile ilgili  çöp toplama noktasında işe başladık. Bu aradaCittaslow'un kriterleri de gün geçtikçe artıyor.Bizim ilk müracaat ettiğimiz zamanki kriterleri sağlayabilmemiz ve o hedeflere ulaşabilmemiz için daha 2-3 sene gibi bir zaman var önümüzde.


F.Kafalı- Taraklı’nın“Sakin Şehir” olmasından, yaşadıkları şehrin böyle anılmasından Taraklı halkı memnun mu? Bu süreçte halkın desteğini aldınız mı? Mesela bu çöp ayrıştırma işi zor bir şey, şehirde yaşayan insanlar bu ayrıştırmayı yapmıyor.Bu tarz kriterleri ilk ortaya koyduğunuzda halkın tepkisi nasıl oldu? Kısacası halkın desteğini görebiliyor musunuz?

T.Özkaraman- Halk bu konuda sıcak, aslında aktif rol oynayanlar kadınlar.Biz Taraklı'da daha çok kadınlarla işbirliği hâlindeyiz.  Onlarla zaman zaman bir araya geliyoruz. Geçmişte kadınlarsosyal hayata hiç katılmazken şu anda aktif rol almaktan dolayı çok mutlular.15-20 gün önce Edirne Valiliğinin düzenlediği bir etkinlikte 2. Balkan Türk Şairleri Buluşması’na 16 şairden biri olarak katıldım.OradaBulgaristan gibi sosyoekonomik yönden bizden çok çok geride olan bir ülkede bile çöplerin ayrışımlı olarak toplanmaya gayret edildiğini gördükten sonra bizim kendimizden biraz utanmamız gerektiğini düşünüyorum.


F.Kafalı-Başbakanımızın bu “Sakin Şehir” kavramından ve Taraklı, Seferihisar ve diğer üye şehirlerdenve burada yapılan çalışmalardan haberleri var mı?

T.Özkaraman- Sanmıyorum.


F.Kafalı- Bence bu sayı arttıkça bu birlikteliğin bir güç olarak ortaya konması lazım.

H.Kurşun-Sayın Başkan, başlarken şöyle bir İtalyanca dediniz, İtalyan dediniz, ben direkt şuraya gelmek istiyorum, mesela sizin ilk başvuru sebebiniz kültürel değerlerin ve yöresel mimarinin korunması idi aslında, o sakinliğin ve dinginliğin devamlılığıydı...

T.Özkaraman- Tabii, tabii.


H.Kurşun- Peki, böyle bir oluşumu neden Türkiye’de bir birlik olarak niye siz başlatma noktasına gitmediniz?Neden Taraklı, Seferihisar, Akyaka, Gökçeada bu belediyelerbir araya gelerekHaliç Belediyeler Birliği, Tarihî Kentler Birliği gibi, geleneksel el sanatlarını ve yerel mimariyi korumaya ve yaşatmaya çalışan bir birliğe dönüştürmeyi düşünmediniz?

F.Kafalı-Beraberinde şunu da ekleyeyim, bu Cittaslow’a herhangi bir ücret ödemesi yapıyor musunuz? Bu ücret ne kadar?

T.Özkaraman-Belli bir aidatı var; ama şu ana kadar herhâlde tek ödemeyen belediye de biziz, daha doğrusu ödeyemeyen belediye biziz. İlk aidat 600 Euro, sonrasında yıllık 300 Euro gibi bir meblağ gerekiyor.Birlik noktasına gelince Türkiye ne yazık ki birlik mezarlığı. Biz Türkiye Belediyeler Birliğine, Tarihî Kentler Birliğine, Batı Karadeniz Belediyeler Birliğine ve İpekyolu Belediyeler Birliğine üyeyiz.


İ.Taşdemir-Hepsine de aidat ödemek zorundasınız.

T.Özkaraman- Evet, hepsine de aidat ödüyoruz; ama bunların içerisinde Türkiye Belediyeler Birliği son yıllarda Kadir Bey’in (Topbaş) başkan olmasıyla beraber nispeten aktif hâle gelmeye başladı.Daha önce hiçbir faaliyeti yoktu. Kadir Bey, Dünya Belediyeler Birliğine de başkanlık yapıyor.

T.Özkaraman- Cittaslow’la ilgili biz bir dernek kurduk burada.Adı, Sakin Şehir Derneği.Bizim dışımızdaki sekiz şehirde de bu derneği kurup buradaki derneklerin bir araya gelmesi ile bir federasyon oluşturmayıhedefliyorduk. Bir anlamda sakin şehrin Türkiye versiyonunu  oluşturmayı planlıyorduk. Bunları konuştuk; ama eyleme dönüştüremedik; maalesef biraz ağır gidiyoruz


.F.Kafalı- Ödüllerden bahsettiniz, nedir bu ödüller?

T.Özkaraman- İki ödülü var Taraklı'nın, birincisi EDEN Avrupalı Seçkin Destinasyonlar tarafından 2013 yılının Avrupalı Seçkin Destinasyonu ödülüne layık görüldü. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanlığında 2008 yılında başlayan bir proje bu. Avrupa Birliği üyesi ve aday ülkelerden her yıl bir yer ve bir tema seçiliyor. O yer,Avrupa’da kendi ülkesini temsil etme hakkı kazanıyor.İlk olarak 2008’de Edirne, 2009’da Kars, 2010’da Bitlis, 2011’de Ankara Hamamönü seçilmişti. İlk 4 yılın sonunda Avrupa çapında bir genel değerlendirme yapmak için seçim yapılmadı,2012 yılı bir genel değerlendirmeyle geçti. 2013 yılında tekrar proje devam etti. 30 şehir müracaat etti. İlk 25’i proje aşamasında elendi, son 5 şehir Kültür ve Turizm Bakanlığı çalışanları tarafından incelendi, ikisi elendi geriyeüç şehir kaldı. Bu üç şehirden birisi Seferihisar,diğeri Taraklı bir diğeri deKaraman’dı. Son değerlendirmede Karaman 3., Seferihisar 2. oldu, biz de 1. olduk. Seferihisar’ı eledik.


F.Kafalı-Sakin şehir olmasına rağmen geriden gelerek geçtiniz.

T.Özkaraman- Tabii, buradaki kıstas, turizm potansiyeli olup o potansiyel henüz tam anlamıyla hayata geçirilememiş yerler,yani turizm geleceği olan yerler idi. 12  Kasım’da, Brüksel’de her ülkeye Avrupa Birliği Komisyonunun vereceği sertifika töreni var. O törende Türkiye’yi biz temsil edeceğiz. Taraklı açısından -Türkiye’de 3 bin belediye var- 3000 nüfuslu bir belediyenin Türkiye’yi temsil etme hakkı kazanmasını önemsiyorum.


H.Kurşun-Başkanım, bundan halkın haberi var mı?

T.Özkaraman- Maalesef yok.


L.Duman-Sayın Başkanım, adı Taraklı olan bir ilçenin Mümkünlü diye tanınmasının Taraklı adınabir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan da belki sizin ya da kurduğunuz derneğin karşı atağa geçmesi gerekir diye düşünüyorum.

.T.Özkaraman- Mümkünlü reklamları Taraklı’yı tanıtma açısından çok büyük avantaj teşkil etti. Mümkünlü reklamlarını çeken arkadaş Sakarya’lı. En son, Cem Yılmaz’ın oynadığı bir bankanın reklamını çeken arkadaşla daha önce tanışıklığımız vardı ve bir vesilesiyle buraya geldiler.Oradaki Mümkünlü adı da “her şeyin mümkün olduğu bir kasaba” manasındaydı.Ama biz reklam süresince de reklamdan sonra da Mümkünlü adını hiç kullanmadık.


F.Kafalı-Parantez içerisinde bile mi?

T.Özkaraman- Evet, belediye olarak biz hiç kullanmadık, hatta o araKanal 24’te bir canlı yayına katılmıştık, orada da dediler, “Kesinlikle,” dedik, “Taraklı kendi adı olan bir yer, özelliği olan bir yer.”Balkanlara son gidişimde de Moldova’da Gagavuz yerinde Taraklı adıyla bir yer olduğunu duydum, orayı da ziyaret ettik.Üniversitede tarih profosörü olan Enver Konukçu hocamıza göre Taraklı, Kıpçak boyuna bağlı bir Türk aşireti, Orta Asya’dan geçip kurulduğu yerlere bu adı veriyor ve Safranbolu’nun 1800’li yılların sonuna kadarki adı Medeniye Taraklı Borlu, oradaki Yörük köyünün adı da Yörükhane Taraklı Borlu. Şu anda Artvin’nin Borçka ilçesinin Taraklı diye bir köyü var. Diyarbakır’ın Sur ilçesinde Taraklı mahallesi var ve Şırnak’ın İdil ilçesinde Taraklı diye bir mezra var. Bulgaristan’daGagavuzların bulunduğu yerde de var Taraklı. Bizim önümüzdeki yıllardaki hedeflerimizden biri de Taraklı’nın tarihini tam araştırıp bir Taraklı buluşması sağlayıp Taraklı ismini birazcık daha ön plana çıkarmak; bunu istiyoruz.


L.Duman-Buradaki emlakçı adını değiştirmiş galiba, o biraz tehlike gibi geldi.

T.Özkaraman- Şimdi ticari teşekküller, bu durumlardan büyük oranda istifade etmeye çalışıyorlar.Onlar ticaret olarak bakıyor; ama biz tabii daha farklı bakmak durumundayız ve bakıyoruz da.


H.Kurşun-Başkanım bizi misafir ettiğiniz ve bu imkânı bize verdiğiniz için size çok teşekkür ederiz.

T.Özkaraman- Ben teşekkür ederim.

 



 

 

Yorum Yazın
(Lütfen karakterleri girin.)
Yorumlar
  • Sn. Başkanın tespitleri çok çarpıcı, tebrikler... Süleyman Yorulmaz - 7.6.2014 18:16:04